Barış için kan dökmek; masum kanı dökmek.
Yapıcı ve kalıcı bir dizi yeni ortadoğu politikasının kurban bayramı edasında kutlaması gibi geliyor kulağa…
Mavi Marmara Gemisinde ölen 9 masum insan elbette ki hipnoz bir ruh halinde Allah ve İnsaniyet yolunda şehit olmaya çıkmışlardı yola…
Bunu gemiler yola çıkmadan önce bu işi düzenleyenlerin söylemlerinden ve estirilen yoğun kahramanlık havasından sezinleyerek cümlelere döküyorum.
Küçük bir çocuk ölüm olgusunu bilmeden ve acı duygusunu tatmadan önce nasıl yerde gördüğü karıncaların üzerine acımasız ve bilinçsizce basıyor ve o çalışkan minik canlara kıyabiliyorsa, insanlığın etik olguları da tıpkı o çocuk kadar masum ve bilinçsiz bir düzeyde seyrediyor. Çatışmalar kaçınılmaz bir hal alıyor.
Ortadoğu’nun bir çok yerinde adaletsizlik, korku, ölüm ve acı dolaşıyor.
Birçok gelişmiş ülke barış kılığına soktuğu milli ve uluslararası çıkarları doğrultusunda ne idüğü belirsiz bir şekilde cahilce gürültü ve eylem kirliliği içerisinde, maddi ve manevi ziyan içerisinde…
Kendi milli sorunlarını çözmekten bile acizken din birliği, kutsallık vb. dayanışmaların arkasına yaslanmış çıkar peşinde etiksel parçalanmalar yaşıyor ve kısa vadeli yaşamlarının başarı parıltılarının hayaliyle körleşmişler.
Hiç bir kitabın söylemediği yazmadığı her türlü yalan davranışları ve düşünceleri halklarına benimsetmiş BİR olan insanoğlunu bayraklar ve sınırlarla özgürce hapsederek birbirlerine kırdırıyor ve evrimi yavaşlatıyorlar…
Bilgi birikimini yanlış kullanıyorlar, manevi hazineyi saklıyorlar, kendi türlerine ve ortak gelişime ihanet içerisindeler.
Mavi Marmara olayına dönelim.
İyi duygular içerisinde müslüman kardeşlerinin yıkılan evlerini onarmaya yola çıkmış, Allah sevgisiyle beslenmiş vatan evlatlarımız bir tarafta umutla ve Allah’tan aldıkları cesaretle yardım taşıyorlar… Korkacakları, kaybedecekleri hiç bir şey yok (Gerçekten Yok Mu?) Üstelik şehit mertebesine ermek gibi bir şansları var ( Gerçekten Rahmet böyle mi buyurmuş…?)
Çünkü Allah korkusu olmayan imansız insanların elinde acı çektirilen müslüman kardeşlerine yardıma gidiyorlar…
Öte yanda, varoluşundan bu yana o toprakların bir parçası olmuş, ilk hak dini’nin ve Allah’ın kelamının indiği Yahudi ümmeti 4 bir tarafı kendisini canavar olarak bellemiş ve Onları yok etmek için an kolluyor… Sürekli diken üzerindeler. Geçmişleri acı, işkence, ölüm, kin ve sürgünlerle dolu! Korkuyorlar ve güvensizlik içerisindeler…
Alıp verilemeyen şey aslında ortada, sadece bir devletin değil bir ümmetin varlığını devam ettirmesi söz konusu olan. Her iki taraf da aynı korkuyu paylaşıyor ve sadece isimlendirmeleri farklı!
Türkler ve Museviler dostlukların tarihin çok eski zamanlarından bu yana perçinlediği iki topluluk ve her iki toplum her daim birbirlerinin inançlarına saygıda kusur etmemiş. İç içe yaşamış ve birbirlerinin gücünden bilgisinden ve erdemlerinden istifade etmiş… Yer yer meydana gelen tatsızlıklarda bile birbirlerine sırt çevirmemiş.
Günümüze döndüğümüzde, İnsanlığın ve onların bağlı olduğu Devlet-Özgürlük-Yaşam dinamiklerinin Politikalar, Stratejiler ve Manevi İnanç Birlikleri üzerinde aslında fazla evrimleşmemiş ve geçmişteki kalıtımsal sorunlarından arınmamış bir şekilde devam ettiğini görüyoruz.
Ancak iletişim teknolojilerinin haberlerin ve mesajların yayılmasına kazandırdığı ivmeler sayesinde günümüz toplumlarının iletişimleri ve karar alma süreçleri kısalmış gözüküyor. Böylece toplumsal düşünce,kin ve nefret duyguları eskisinden çok daha hızlı beslenip büyütülebiliyor… Medya ve iletişim bu açıdan kullanıldığında çok büyük toplumsal buhranlara gebe olduğumuzu görüyoruz…
Ve o vahim olay meydana geliyor.
Yardım malzemeleri taşıyan gemiler, emir kulu askerler tarafından uluslararası kurallara aykırı bir şekilde durduruluyor, basılıyor…
İki tarafı da bir korku salıyor…
Korkunun hakim olduğu o an iki taraf içinde gerekli olan bir tek kıvılcım…
Bir taraf medyadan gördüğü, eli müslüman kanına bulaşmış çocuk katili askerlerle yüz yüze geliyor: Ölüm korkusu onları sarıyor!
Bir taraf dilini bilmediği ve bağıran telaşlı ve eli sopalı kalabalıkla karşı karşıya bir tarafta yukarıdan aldıkları emirler kaçarsa vatan haini olacak: Ölüm korkusu onları da sarmalıyor!
Bir kıvılcım.
Korku galip geliyor.
9 masum can, şehit mertebesine eriyor (güya…?)
Oysa Kuran’a vakıf müminler bilirler içinde yazanı….
Ölen ise göçer gider organik boyuttan… geriye anılar kalır sevdiklerinin hatıralarında, birde bıraktıkları dünya malı kim bilir kimlerin işine yarayacak…
Büyük Devletler içinse yitip giden bir kaç masum, ileri ki kazançların, beriki kayıpların diyetidir…
Gelecekteki birliği kurbanlar anısına bayram ile inşa ve ifa ederler…
bireyler bilinçlenmedikçe kurban olmaya devam ederler….
şimdi okumak vaktidir…
Bireyler için aydınlanmak vaktidir…
Kuran’ı anlamak vaktidir…
İnsanı tanımak vaktidir…
Korkuyu öldürmek vaktidir…
Bunları başardığımızda ise bizi daha zor görevler ve daha büyük mükafatlar beklemektedir…
Ama şimdiye döndüğümüzde;
akan kanlar masumların,
işlenen günah devletlerin,
insanlığın gözünü kör eden karanlık ise korkularının
ESERİDİR!