Kuran’ın inişinin 1400 ncü yılı Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri ile yurdumuzun dört bir yanında inanılmaz bir heyecan ve daha önce görülmemiş bir birlik ve beraberlik duygusu içerisinde kutlanıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığının bu vesile ile İstanbul’da düzenlediği gecede ülkemizin saygın kurumları ve her kesimden şahsiyetlerin bir araya gelişi; Türkiye’de kültürel, inançsal, etnik ve siyasal çatışmaların istenildiği takdirde ne kadar kolayca aşılabileceğinin bir emsali niteliğinde büyük ve kutlu bir buluşma olmuş.
Adeta Ulusal Barış yönünde atılmış bir büyük adım niteliğinde…
Bu buluşma aynı zamanda “öcü” olarak nitelendirilen ve “düşman” olarak gösterilmeye çalışılan bir ” merkezi – neo liberal” ve inançlı kesimin aslında yaftalandıkları gibi bir Atatürk düşmanı olmadığının, Cumhuriyetle bir kavgası veya hesabı olmadığının, tam tersine Cumhuriyet ve kurucusu Ulu Önder Atatürk’e varlığını bir borç bildiğinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sanılanın aksine “yok etmeye yada dönüştürmeye” değil, yaşatmaya ve geliştirmeye çalıştığının yönünde bir mesaj veriyordu kanımca.
Aklımda şu sorular belirdi :
“Eğer bu farklı ideolojiler birbirlerinden korkmayı bırakıp, bir arada yaşamanın ve çok bilinçli olmanın zenginliği üzerinde dursaydı, tehlikeden arınmış nasıl bir Türkiye’de yaşardık?”
“Kurumlar arası çatışmalarla, kavgalarla ve sürtüşmelerle değil de uyum içerisinde müzakere edilseydi sorunlarımız, daha çağdaş bir anayasa, toplum ahlakı ve ulusal bilinç; daha kolay mı oluşturulurdu ?”
” Açılım” değilde ” Ulus Kucaklaşması” gibi bir isimle adım atılsaydı etnik barışa, daha kolay mı ilerlerdik bu yolda?
Din işlerinin devlet içerisinde olmadığı aşikar, tarikatların, dergahların, vb. oluşumların demokratik bir şekilde ve insan haklarına saygılı ve kanunlar çerçevesinde işlediği sürece kültürel zenginliğimize, insanoğlunun farklı tecrübelerine birer örnek ve katkı teşkil ettiğinin kabullenilmesi ve toplumun her kesimiyle barış içerisinde yaşanabilmesi korkulduğu gibi Ulusumuza bir zarar getirmiyor olabilir; çünkü şimdiye kadar sesli/sessiz sedasız var olmuş bu oluşumlar modern yaşamımızı, özgürlüklerimizi kısıtlamadı; onlarda her kesim kadar özgür ve kısıtlanmadı…
İşte Türkiye’de her kesimi kucaklayan ve her farklı sesi ayrı ayrı dinleyen ve tıpkı bir müzisyen ustalığı ile bunlardan uyumlu bir koro oluşturmaya çalışan bir yönetim anlayışı her geçen gün büyüyor ve gelişiyor…
Daha önce “Ulus elden gidiyor!” korkusu üzerinden prim yapanların silahlarını elinden alan bu yeni anlayış, kendisini orta sert bir üslup ile her kesime kabul ettiriyor ve bunu insanlara “daha doğru” olan yeni bir anlayışı benimseterek bazen sancılı bazense huzur dolu bir melodi dinletisi edasında yapıyor…
Aslında, AKP Hükümeti’nin yaptığı; Ülkenin her kesimini dinleyerek liberal yaklaşım ve Sosyalist İslam anlayışının sentezlendiği, inancın hak ettiği önemi gördüğü ancak politika ve siyasete alet edilmediği, yeni “Neo-Liberal” bir yönetim anlayışı geliştirmenin de ötesinde bir şey…
Parti tabanına baktığımızda hiçbir siyasal ayrım yapılmaksızın her ideolojiden siyasetçinin AKP çatısı altında kabul edildiğini görüyoruz. Burada asıl önemli olan şey bu partinin “Çağdaş Türkiye” yolunda çalışmayı diğerleri gibi belirli kalıplarla sınırlamamış olması, Ak partinin liberal bakışı da aşmasına sebep olan işte bu “karşılıksız inanç” bilinci, erdemli bir şekilde tabanın her kesiminin kendisince iyi bir şeyler yapmaya çalıştığını kabul ediyor, onaylıyor ve orta yolu bulması da bu saatten sonra oldukça kolaylaşıyor… Başarıda tam burada gizli… “Herkese inanıyor ve kendisine inanılanlar da daha canla başla çalışarak elinden gelen bütün hünerlerini sergiliyor”
Geriye usta bir müzisyen gibi iyi bir akort yapmak ve çok sesli mükemmel bir eser yaratmak kalıyor.
Her kesimin huzur içerisinde kardeşçe yaşayabildiği, haftanın 3 günü her ilahi dinin kendisine özgü ibadetlerinin yerine getirile bildiği, etrafında onca etnik çatışma, savaş, ekonomik sorunlar ve ideoloji yarışları süregelirken kendi coğrafyasında bütün Dünyaya örnek olan bir Türkiye çok da uzakta görünmüyor aslında…
Aslında küresel Barışın anahtarı Türkiye…
Ama önce,
Daha fazla sağduyu,
daha olumlu bir bakış,
daha anlaşılabilir bir dil,
daha adil eleştiri,
daha çok uzlaşı,
ve Ulusal Barış…
Kendi içerisinde barışık bir Türkiye,
daha büyük bir Türkiye,
herkesin içerisinde yaşamaktan gurur duyduğu,
pasaportunu övünçle taşıdığı bir Türkiye,
Çevresindeki tüm komşularla bütünleşmiş, birleşmiş bir Türkiye…
daha mutlu bir Türkiye…
daha güvenli bir Türkiye…
daha zengin bir Türkiye… ve
daha mutlu bir Avrasya…
daha güvenli bir Avrasya…
daha zengin bir Avrasya… ve
daha mutlu bir Dünya…
daha güvenli bir Dünya…
daha zengin bir Dünya…
Uzak ama çok da uzakta değil…
Düşünelim…