Senelerdir aptal yerine koyuluyoruz ve bu çok açık bir şekilde yapılıyor.
Üzülmekten daha önemli şeyler var yapmamız gereken. Geç kalmış olmamız, yok olacağımız anlamına gelmiyor.
Dünyanın bütün ülkelerinde yaşayan insanlar çok çeşitli etnik kimliklerden geliyor…
Bu su götürmez gerçek, tüm Dünya ülkeleri tarafından normal karşılanıyor ve bu ülkelerde her Alt Kimlik, O ülkenin Üst Kimliği altında seve seve yaşamayı kabul ediyor.
Neden?
Çünkü;
1- Alt kimlikler kendi kültürlerini hür bir biçimde ifade edebiliyor.
2- Alt kimlikler asla ülkede kutuplaşmalara varacak, illegal yada legal yapılanmalara gitmiyor ve herkesi kardeş olarak görüyorlar. Bu da alt kimlikleri, ülkenin üst kimliği ile barışık kalarak kendini bütünün bir parçası gibi hissetmesini sağlıyor ve üst kimliğin birleştirdiği tüm çeşitlilikler, ulusal ilerlemeye, toplumsal psikolojiye, pozitif sosyal oluşumlara değin daha birçok konuda çeşitli faydalarla daha zengin ve daha güçlü bir ülke meydana getiriyor.
3- Kültürel çeşitliliğiyle barışık olan toplumlarda ülke, bu kültürel zenginlik sayesinde sunduğu cazibelerle ekonomik olarak da daha karlı çıkıyor. Örneğin: Turistik Cazibe Merkezlerinin sayılarında artış meydana gelmesi gibi…
Aslında; En başından beri, Türkiyede de alt kimlik her daim özgürce barınmış ve dahası her kimlik birbiriyle kaynaşmış durumdaydı…ve hala öyle bence…sesi çıkan taraflarınsa art niyetleri olan bi kaç kafadar tarafından, en çok geçime muhtaç olan çaresizleri etraflarında toplayarak kirli sesler meydana getirdikleri çok açık…
Şimdileri sanki büyük bir insanlık ayıbıymışcasına, huzur içinde yaşayan herkesi kışkırtmaya çalışıyorlar ve dahası başarılı oluyorlar… Ermeniler toprak istiyor, Kürtler toprak istiyor, Pontus Rumları toprak derdinde, Yunanlılar toprak istiyor… Zaten bu topraklar hepimizin (tüm dünyalıların)… 800 yıldan fazla bir zamandır bir arada yaşamışlığımız var bu topraklar üzerinde, hiç bir zaman etnik temizliğe girişmemişiz (kanıt: günümüzde halen var olmaları), herkesin dinine, inancına yaşayış tarzına, diğerlerine zarar vermediği sürece saygı duymuş ve birlikte yaşayabilmeyi bu sayede başarmışız, yani şu anda diğer ülkelerin yaptığı gibi… Ama bir “Türk Fobisi”dir gidiyor… hissediyor muyuz? Ediyoruz! Hiç sevilmediğimizi seziyoruz…
Pekiyi; Türkiyemizin eksik kaldığı taraf ne olabilir? Neden biz de bu gelişmiş ülkeler gibi kendi içimizde barış ve huzura ulaşamıyoruz? Şimdi başka ülkeleri mi suçlamalıyız? Herşey bunların başının altından mı çıkıyor dersiniz?
Şimdi biraz gerilere gidelim, Kurtuluş Savaşını hatırlayalım; O tarihten bu güne nasıl değiştiğimizi görüyor musunuz? Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi ve daha birçok etnik kimlik canımızı süngümüze takmış var gücümüzle var etmemiş miydik Türkiye Cumhuriyetini?
Şimdi gelelim bu tarihte uzun zamandan beri var olan topluluğa, “Kürt” ler vede kim ? ”Türkler”
*** Garip bir benzerlik 
1.Görüş : kesinlikle katılmıyorum hatta ilk duyduğumda saçma geldi…şöyle;
“Kürt tarihini ciddi bir şekilde araştırmak lazım! İngiliz Lordlar kamerasında dönemin İngiliz Başbakanı adını hatırlayamadığım şahsiyet, bizzat doğuda Ermenilerle birlikte oluşturdukları yapılanma için bir kimlik yarattıklarından bahsediyor ve ekliyordu -Onlara bir de dil kazandırdığımızda artık onlarda tarihte var olacak!-”.
Adamlar ne yapmış? Adımızı Turkey (Hindi) koymuşlar bile bile dalga geçercesine (Gerçi Hindi onların Şükran Günü diye adlandırdıkları önemli bir günün de adı aynı zamanda Turkey Day!) … Üstüne kendilerince ayırdıkları bir grubu Ermenilerin yardımlarıyla hatta belki Ermenilerden türeterek yeni bir kimlik oluşturmuşlar… Kürtçenin kökeninin Fransızca ve Orta Hindu dili kökenlerinden geldiğini düşünecek olursak, bu dilin yapay olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bu görüşe göre öyle; şöyle devam ediyor saf Türk vatandaşımız…
” Kurtuluş Savaşı, kendi uydusunda bir Kürt ulusu yaratmaya çalışan ve doğu sömürgelerini kontrollü bir şekilde ellerinde tutmaya çalışan devletler birliğine karşı başlatılmışdı… İngilizlerin “Kurd” olarak adlandırdıkları ve 1650 li yıllarda Ermeniler (Milleti Sadıka(Sadık Millet) yada Milleti Satıcı) ve diğer işbirlikçiler ile tarihte Osmanlı’nın yatırımdan uzak en ücra sayılan yerlerinde, Güneydoğu topraklarında ekilen uzun bir Güneydoğu Zengin Kaynaklarını Ele Geçirme Planının en önemli ayağını oluşturuyordu… Hatta bu kültürün adını bile “Turk” olarak adlandırdıkları Türklerden türeterek, ufak bir harf oyunuyla yarattıkları buna karşılık olarak planın farkına varan Türk direnişcileri “Kurt Ulustur!” Sloganıyla yola çıkarak bu plana baş kaldırmışlardı… Bu slogan zaman içerisinde kaynaşarak “Kurtulus” ve sonra “Kurtuluş” olarak anılmaya başlanmıştır…”
Ne hikaye dimi?
Mış Miş Muş…. Ben bu görüşe pek katılmıyorum! Evet her topluluk başka bir ulustan kopmuş olsa bile, ismini değiştirmeyi ve kendi ideolojisini yaşatmaya, kendince yorumladığı hayatı bu dünya üzerinde sürdürmeyi hak ediyor, Ancak; bir vatan sahibi olmak için başkalarının hakimiyetine son vermek düşüncesi en başından yanlış… çünkü öncelikle kendi halkı için istediği şeyi diğer halklar içinde istemeli ve saygı duymalı, bunun yolu da kimselerin yaşamadığı boş yerlerde bir ulus edinmekten başka birşey değil, işte o zaman bunun uğruna ölmeli ve öldürmeli! Ancak başkalarının yurduna göz diktiğinde, Bunu yapabilmek için başka ülkelerin uşaklığına soyunsa bile kaybetmeye mahkum o egosantrik, bencil güruhlar! Tarih birçok örnekle dolu…
Daha küçük bir örneğe bakalım: o zaman daha iyi anlaşılabilir kanımca…
Okula yeni gelen bir çocuk, okulun erkek grubu tarafından sürekli taciz ediliyor, çocuğun üzerine gidip sıkıştırıyorlar ve çocuk kalabalık olan bu gruba karşılık vermeye korkuyor…
Şimdi çocuğun önünde iki seçenek var:
1) Cesaret: Cesaretini toplayıp ince bir çıkış yaparak grubu şaşırtır, küçük bir arbede sonucunda yumuşama bahanesiyle gruba kendini kabul ettirir, hızla grup üyeleriyle kaynaşarak kendi sınırlarını belirtir ve okuldaki varlığını sağlama alır.
2) Sığınmacılık: Büyüklerini, Öğretmenleri ve Yöneticileri işin içine karıştırarak geçici bir süre için rahatlamak pahasına, grubun kin ve nefretini üzerinde toplar ve bir gün bu bedeli bir şekilde öder.
*(Mantıksız Görünen) Mantıklı olanı yapan çocuk, hem korkusunu yenmiş hemde kendisini kabul ettirmiş oluyor. Rahata eriyor.
Başkalarına dayalı güce sığınarak, yardıma başvuran çocuk, yenilgiyi baştan kabul etmiş oluyor ve sürekli arkasını kollaması gereken, stress ve korku dolu bir sürece giriyor ve faziletsiz bir av gibi kapana kısılacağı günü sayıyor, korkak, sıkıntılı ve bu duygulara boyun eğmenin yol açtığı saklı bir üzüntüyü içindebarındırıyor… Ezik ve Mutsuz.
Şimdi…
2. Görüş: Bana göre en mantıklı görüş bu… Gerçi şimdi o çılgın Cumhuriyet neferleri bu görüşü savunanlara “liboş” diyor ama önemli değil…
Buna göre,
“Kürtler tarihin uzun dönemlerinden beri toprak sahibi olamamış, kültürlerini istedikleri gibi yaşayıp yaşatamamış olan bir topluluk, Geçmiş Türk imparatorluklarıyla her daim huzur ve barış içerisinde yaşamış, Emevilere karşı Türk Boylarıyla birlikte savaşmış ve yine Türklerle birlikte müslümanlığı kabul etmiş bir akrabaları… Adı Türk’ten türemiş ve onlarda Orta Asya kökenli Türk Boyu aslen… bugün kendisini farklılaştırmaya çalışan art niyetli bir kaç ülkenin etkisi altında kalmış bir kısmı ve o kısıma sırf yokluk ve açlık gerekçeleriyle destek veren ezik bir kısmı hariç Kürt kardeşlerimizin büyük bir kısmı hala Türkiye topraklarında herkesle kaynaşmış birer Türkiyeli olarak mutluluk içerisinde yaşıyor hatta öyle ki; her göreve, her makama, her öğrenim ve yatırım imkanına sahipler, kendi dilini bilenlerle kendi dilinde konuşuyor ve bundan ötürü tarihin hiç bir zamanında şikayetçi olmamış, dahası da var; bu ülke insanları Kürtleri Başbakan, Parti Lideri, Cumhurbaşkanı gibi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en yüksek makamlarına layık görüp seçmiş; bu oyları verenler kimlermiş? Türkler, Kürtler, ÇErkezler, Aleviler, Lazlar… Hepimiz Kürt bir Lidere Güvenmişiz… Türk-Kürt ayrımı diye bir şey, yabancı devlet destekli PKK sorunu hortlayana dek gündeme gelmiş değil… Şey Sait isyanı, Kürt Lidere yapılan haksızlık ne olacak? diye haklı çıkmaya çalışanlara benim bir sorum olacak: ” Sizin Topraklarınızda İsyan Edip, Mutlakiyetinize İyanet Etselerdi…Siz Ne Yapardınız?”
Tarihte hangi devlet olursa olsun, çıkan isyanları önce yaptırımlar ve yaptırımların yetersiz kaldığı yerde kan ile bastırmamış mıdır? Kapıldığınız akıntı da tutunduğunuz dal çürük, şelaleye kaç metre yolunuz kaldı biliyor musunuz?
İşte bu görüş benim de çocukluğum boyunca gözlerimle tanık olduğum en gerçekçi görüştür!
Benim çocukluk arkadaşlarım, övünerek ben Kürdüm, Lazım, Aleviyim, Müslümanım, Tatarım, Türküm diye gezerlerdi, ben de yanlarında Türküm, diye gezerdim. Bu yüzden hiç bir zaman birbirimize düşmanlık, kızgınlık beslemedik…
Bizim toplumumuz suni bir şekilde ayrımcılığa itilmekte… Bunun kanıtı; benim çocukluğumda, dahası bugünümde bellidir… Bir zamanlar sokaklarda hep birlikte oynadığımız, meyve ağaçlarına daldığımız arkadaşlarım şimdinin yöneticileri, muhasebecileri, askerleri, polisleri, denetçileri kısacası bu ülkenin emektarlarıdır, ama Kürttür, ama Lazdır, ama Türktür; kendilerini ne olarak nitelendirirse nitelendirsinler, canımdır, kanımdır, özümdür…! Ve bilirim bende onların canı, kanı, özüyümdür!
İşte tam da bu yüzden bu toplumsal bölücülük kapanı, kapancının eline kapanacaktır… Bunu düzenleyen planlayanlar her kim iseler bu zehir gibi zihinlerini daha iyi işlere yorsalar, çok daha yararlı şeyler elde edeceklerdir… Üstelik bu işlerle planladıkları şeylere de zorlanmadan, sinsiliğe gerek kalmadan kolayca ve güzellikle ulaşabileceklerdir…
Bir daha düşünelim, bizim ayrılığımız kime yarar?
Ama ne yazık ki bunlar gaflet ve delalet içerisinde yaşam sürdürmeye alışmıştır… Grip virüsü gibi sinsi ve çabucak yayılan bir egoist hırs beslerler her nefeslerinde…
Kimileri de oturup kıvrılan solucanları izler öylece…
Bu Dünya hepimize yeter… yeterki düz ve dürüst olalım!
İnsan gibi isteyip, insan gibi yaşayalım hep birlikte…
Bir daha düşünelim… Bizim Kavgamız Kime Yarar?
Türk ve Kürt Kardeştir, bizleri ayıranlar kalleştir… Cartel (1993)